En Sıcak Konular





0 0

'Mehter çaldığı zaman on komünistten dokuzu faşist olur'



 Mehterbaşının tavsiyesini tutuyorum

Rahmetli Attilâ İlhan'dan bizzat işitmiştim, "Mehter çaldığı zaman on komünistten dokuzu faşist olur" demişti.

Sabah, bünyesine katıldığım haberini, TV'lerden iki hafta boyunca mehterli bir reklam filmiyle duyurdu. Kuzguna yavrusu gerçi hoş gelir ama, son zamanların en dikkat çeken, en çok hatırda kalan ve en fazla tebessüm ettiren reklamı, jaketatayımla bizzat rol aldığım bu tanıtımdı.
Filmin yayına girmesinden ve zurnalarla kösün ekranda sık sık ve gümbür gümbür arzı endâm etmesinden hemen sonra, Attilâ İlhan'ın vecizesi mucibince bazı zevâtın hidayeti buldukları haberini beklemeye başladım. Ama değişiklik beklediğim biçimde değil, hiç tahmin edemeyeceğim bir şekilde geldi ve bazı kişilerin idraklerine bir haller oldu. Mehter, kalem erbâbı olduğu söylenen kimi beylerin fikirlerini değil, her ne hikmetse anlayışlarını silip süpürmüştü!

İdrak zaafına uğrayanlar, internet sitelerinde, önce, Sabah'ın bana mehterli bir karşılama yaptığını yazdılar. Sabah yönetimi, güya, gazeteye ilk gelişimde bana sürpriz niyetiyle kapıya mehter takımı getirtmişti! Böyle bir görgüsüzlüğü en yeni zenginin bile akıl edemeyeceğini düşünmüyor, işin gerisinde başka birşeyin bulunabileceğini akıl edemiyorlardı. Mehterin gümbürtüsü, gazeteci hissiyatını bile silip süpürmüştü. Üstelik, daha sonra yazdıklarında Türkçe'ye hâkimiyetlerini de gösteriyor, "mehter" sözünün çoğulu olan "mehteran" kelimesini tekil zannedip "mehteranlar" diye kullanıyorlardı. "Cahillerler", "hasudlarlar", "çatlayanlarlar" misâli...

Derken, bir gazetenin "Bizim Kahve" adını taşıyan ve eskilerin "ismiyle müsemmâ" dedikleri cinsten bir kahvehane ve kıraathane varakpâresi halindeki cumartesi ilâvesi, benim "tarihçi"
değil, "üstadı magazin" olduğumu yazdı. Mesele, Sabah'ta geçen hafta benimle yapılan bir rapörtajda "Tarih sayemde moda oldu" dememdi ve kartpostal yazarıyla şürekâsına göre bendeniz tarihi moda etmemiş, sadece magazinleştirmiştim.

Kıraathane varakpâresi hakkımdaki kanaatini birinci sayfasının manşetinden veriyor, hobi olarak kartpostal hikâyeciliği yapan bir spor yazarını, tarihçiliğin sanayici derneklerine eğlencelik ders kitabı modeli tasarlamak olduğunu zanneden bir zâtı ve ilmini akademik yayınlar yerine genellikle gazete sayfalarında teşhir etme merakındaki mütekaid bir arkeoloğu da "hık deyici" niyetine kullanıyordu.
"Tarihçi" oldukları iddiasıyla beni değerlendirmeye kalkışanların ortak noktaları, çarpım tablosundan bihaber mühendis misali, Osmanlı Tarihi hakkında ahkâm kesmelerine rağmen Osmanlıca'dan nasiplerini almamış olmalarıydı.

Şimdi, "tevazu gösterirsen inanırlar" sözünün ne kadar doğru olduğunu defalarca ve bizzat tatmış bir kişi olarak bu konuda kaçamak yapmadan açıkça söyleyeyim beyler! Tarih, son senelerde moda olduysa, sayemdedir!

 

Buyrun beyler, hodri meydan!

Gazetelerde 1960'lara kadar vârolan ama sonraları silinip giden tarih sayfaları 30 küsur senelik aradan sonra tarafımdan başlatılmış, okullarda en sıkıcı ders hâlini almış olan tarih yeniden okunur şekle yine tarafımdan getirilmiş, 1960 sonrasının en yüksek tiraja sahip tarih dergisi yine tarafımdan yayınlanmış ve söylemesi belki hoş olmayacak ama, bu sayede çok sayıda tarihçiye de iş imkânı doğmuştur. Gazeteciliğimi görmek isteyenler gazetelerde yazdıklarıma, ilmi tarafımı merak edenler kitaplarıma bakabilirler.

Ben, tarihçi olduğumu hiçbir zaman iddia etmedim, daima gazeteci olduğumu söyledim ama kendilerinin âlim, benim de magazinci olduğumu iddia edenlere de bir teklifim var: Buyurun, seçeceğiniz bir TV'de yayına çıkalım, üç Şark dilinde, yani Osmanlıca, Arapça ve Farsça olarak kaleme alınmış, "divâni" ile "siyakat" da dahil olmak üzere yine sizin seçeceğiniz yazıyla istediğiniz devre ait eski metinleri ayrı ayrı okumaya çalışalım... Bakalım hangimiz daha az hata ile çözebileceğiz? Sizler mi, yoksa ben mi!

Sabah'taki ilk yazımın bu tarzda olmasını hakikaten istemezdim ama, birilerinin yüzünden mehterbaşının okuduğu gülbangda geçen "Kılıcın keskin olsun" sözüne uymak zorunda kaldım. Zira, yazarın kılıcı, ne de olsa kalemidir!



Bu yazı 0 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    19512 µs