En Sıcak Konular





0 0

Adlon'da, Vahideddin'in yaveri olarak kalmıştı



Berlin'deki tarihi Adlon Oteli'nde Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'le bir grup Türk işadamının geçen perşembe günü bir akşam yemeğinde biraraya gelerek Türkiye'nin Avrupa'daki geleceğinin tartışmaları, bana aynı otelde bundan 85 yıl önce, 1917 Aralık'ında yapılan bir başka görüşmeyi hatırlattı:

O sırada henüz tuğgeneral olan Mustafa Kemal Paşa ile zamanın veliahdı Şehzade Vahideddin Efendi arasında geçen konuşmaları... İşte, çoğumuzun pek bilmediği ve bir uzlaşma ile neticelense idi Türkiye'nin tarihini değiştireceği kesin olan görüşmenin ayrıntıları...

BİR grup Türk işadamı ve Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, bu hafta Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'le beraber Berlin'deki Adlon Oteli'nde bir akşam yemeğinde biraraya geldiler ve bir buçuk saat süren yemek boyunca Türkiye'nin AB üyeliği konusunda sıcak mesajlar verildi.

Hürriyet'te geçen Cuma günü haberi sürmanşette yeralan Adlon Oteli'ndeki bu buluşma ve karşılıklı olarak söylenen hoş sözler, bana aynı yerde bundan 85 sene önce yapılan bir başka teması hatırlattı: Bugün sadece ihtisas kitaplarının sayfaları arasında kalan bir görüşmeyi, o sırada henüz ‘‘Mirliva'' yani ‘‘Tuğgeneral'' olan Mustafa Kemal Paşa ile zamanın veliahdı Şehzade Vahideddin Efendi arasında geçen konuşmaları...

Önce, küçük bir düzeltme yapayım: Ertuğrul Özkök'ün dünkü yazısında ‘‘Atatürk, askeri ataşe iken bu otelde kalmıştı. Tarihi de tam olarak 23 Aralık 1917'' deniyordu ve kısmen yanlıştı. Atatürk o otelde o tarihten sonra 10 gün boyunca kalmıştı ama askeri ataşe değil, Almanya'ya resmi ziyaret yapan Osmanlı Veliahdı'nın maiyetindeki askeri bir danışman olarak.

YOLDA TANIŞTILAR

İşte, bu seyahatin hikáyesi:

Birinci Dünya Savaşı'nın en karanlık günleri idi. Tahtta Sultan Reşad vardı ve hükümdarın kardeşi Şehzade Vahideddin Efendi veliahddı. Savaşta Türkiye'nin müttefiki olan Almanya'nın hükümdarı İkinci Wilhelm, Sultan Reşad'ı cepheleri gezmesi için davet etmişti ama padişah yaşlıydı, hastaydı, üstelik artık güçlükle yürüyebilmekteydi. Dolayısıyla davete katılması imkánsızdı ve yerine veliahdını gönderdi. Veliahdın yanındaki askeri heyette, genç bir tuğgeneral, Mustafa Kemal Paşa da vardı ve 15 Aralık'ta çıktıkları Almanya yolculuğunu 4 Ocak günü tamamladılar.

İmparatorluğun son hükümdarıyla cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanının, yani o tarihten bir sene sonra tahta geçecek olan Sultan Vahideddin'le altı yıl sonra cumhuriyet ilán edecek olan Mustafa Kemal'in tanışmaları, bu seyahat vasıtasıyla oldu.

HATIRALARINI BİTİREMEDİ

Avrupa'da üç hafta kaldılar. O sırada henüz 36 yaşında olan genç general ile 56 yaşındaki veliahd, Berlin'deki Adlon Oteli'nde 10 gün boyunca uzun uzun Türkiye'nin geleceğinden bahsettiler ve bu arada birbirlerini tarttılar. Paşa, yakın bir gelecekte tahta geçecek olan veliahdı beraber çalışmaya ve iktidardaki İttihad ve Terakki Partisi'ne karşı çıkmaya, ipleri eline almaya teşvik ediyor, hatta Adlon Oteli'nde başbaşa kaldıkları bir gün, veliahda, İstanbul'a döndüklerinde Boğazlar'ı koruyan ordunun başına geçmesini söylüyordu.

Tarihçiler, Almanya seyahatinin ve Adlon'daki konuşmaların ayrıntılarını seneler sonra, Mustafa Kemal Paşa'dan öğrendiler: Paşa'nın 1926'da yayınlamaya başladığı ama tamamlayamadığı hatıralarından.

Yandaki kutuda, Mustafa Kemal Paşa'nın hatıralarından, Adlon Oteli'nde Veliahd Vahideddin Efendi ile yaptığı görüşmeleri anlattığı kısmın bir bölümü yeralıyor. İşte, bundan 85 sene önce yapılan, çoğumuzun pek bilmediği ve bir uzlaşma ile neticelense idi Türkiye'nin tarihini değiştireceği kesin olan görüşmenin ayrıntıları...


Mustafa Kemal Paşa, Adlon Oteli'ndeki görüşmeleri anlatıyor


ATATÜRK'ün hatıraları, ‘‘Büyük Gazi'nin Hatırat Sahifeleri'' başlığı altında 1926 senesinde o zamanın ‘‘Milliyet'' gazetesinde yayınlanmıştı. Tam olmayan ve sadece bazı bölümleri çıkan bu hatıraların tamamı, daha sonra bir türlü biraraya getirilemedi.

Mustafa Kemal, hatıralarında Samsun'a çıkışından önceki hayatını anlatmakta, yazdıkları bu yüzden bir yerde ‘‘Nutuk''un girişi gibi olmaktadır. Paşa gençlik yıllarından, özellikle de Selanik'teki günlerinden sözetmekte, Anadolu'ya geçme hazırlıklarını ve özel hayatıyla bazı inançlarını yazmaktadır.

İşte, Berlin'deki Adlon Oteli'nde Veliahd Vahideddin Efendi ile yapılan konuşmanın ‘‘Büyük Gazi'nin Hatırat Sahifeleri'' başlıklı dizide 1926'nın 29 ve 30 Mart günlerinde yayınlanan bölümünden bir kesit:

‘‘...Berlin'de, Adlon Oteli'nde İmparator'un (Alman İmparatoru İkinci Wilhelm'in) misafiri idik. Hepimizi ayrı ayrı ve güzel yerleştirmişlerdi. Vahideddin bu iyi ağırlamadan biraz mağrur oldu. Artık memnuniyet içinde dünya gazetecileri ile temas ediyor, mülákatlar yapıyordu.

...Adlon Oteli'ndeyiz. Birgün, birkaç gazete muhabiri, veliahddan yine mülákat istemişler, mülákatta ben de hazır bulundum. Veliahd, İstanbul'dan son güne kadar aldığı fikirlerle mülhem (ilham almış) görünüyor, kiminle görüşse, daima aynı fikirlerle konuşuyordu. O gün ecnebi gazetecilerle musahabesinden (sohbetinden) de memnun oldum.

Gazeteciler çekildikten sonra, salonda ikimiz yalnız kaldık. Bana sordu:

- Ne yapmalıyım?

Şu yolda idare-i kelám etiğimi hatırlarım:

- Osmanlı tarihini biliriz, bu tarihin bir takım safhaları vardır ki, sizi korku ve endişeye sevkeder ve bunda haklısınız. Ben size birşey söyleyeceğim, o nisbette hayatımı size teşrik (ortak) edeceğim. Memnun olur musunuz?

- Söyleyiniz!..

- Henüz padişah değilsiniz fakat Almanya'da gördünüz ki imparator, veliahd ve prensler hep bir iş üzerindedir. Neden siz bütün işlerden uzak kalasınız?

- Ne yapabilirim? diye sordu.

- İstanbul'a gider gitmez bir ordu kumandanlığı isteyiniz. Ben, sizin erkánıharbiye reisiniz (kurmay başkanınız) olurum.

- Hangi ordunun kumandanlığını?

- Beşinci Ordu'nun kumandanlığını...

Bu isimdeki ordu, Liman von Sanders'in emrinde bulunan veya bulunmak lázım gelen ve Boğazlar'ın müdafaasına memur ordu idi.

Vahideddin:

- Bu kumandanlığı bana vermezler.

- Siz isteyiniz...

- İstanbul'a gittiğim zaman düşünürüm.

Cevabını verdi. Benim için nevm;dane (ümidsiz) bir cevaptı...''


Padişah analarının ırzına böyle geçilir


E-mail gönderip soran okuyuculara toplu cevap:

Ali Kemal Meram'ın ‘Padişah Anaları' isimli kitabında yazılıp söylenen ne varsa yalan, yanlış ve kasıtlıdır. Şimdi hayatta olmayan yazar, bu kitapla tarihin ve geçmişteki herşeyin ırzına geçmiştir

ÖNCE, herbiri diğerinden daha zarif ve daha derin ifadelerle dolu olan şu cümleleri okuyalım:

‘‘...Binlerce Frenk dölü oğlandan her biri, devletin, ülkenin ve toplumun üzerinde hüküm yürüten en yüksek makamlara getiriliyordu...''

‘‘...Kanıbozuklar, soysuzlar aşocağı ürünü Yeniçeriler, ellerine geçirdikleri kendileri gibi devşirme devlet erkánına kuduz köpekler gibi saldırarak hemen orada binbir işkence ile, kol ve bacaklarını, kafalarını kopara kopara parçalayıp öldürdüler...''
Bu güzel sözleri, Ali Kemal Meram'ın, ‘‘Padişah Anaları ve 600 Yıl Bizi Yöneten Devşirmeler'' isimli kitabından naklettim. Bu kitaba bakarsanız, padişah analarının hemen hepsi birer fahişe ve Osmanlı Devleti'nde idarecilik yapmış kim varsa, ‘‘Frenk dölü''...

Meram'ın kitabıyla ilgili olarak son zamanlarda yüzlerce okuyucudan e-mail aldım. Hemen hepsinde aynı şey soruluyordu: Kitapta yazılı olanların doğru olup olmadığı...

Kitabın yazarı artık hayatta olmadığı için teferruata girmeyecek ve şu kadarını söylemekle yetineceğim:

İlk baskısı 70'li yıllarda çıkan ama satmayan, bundan birkaç sene önce yeniden basılıp ‘‘çok satanlar'' listesine giren bu kitapta yazılıp söylenen ne varsa yalan, yanlış ve kasıtlıdır. Yazar bırakın tarihi, en azından saray teşkilátını, ‘‘kadınefendi'', ‘‘sultan'', ‘‘hanımsultan'' ve ‘‘cariye'' kavramlarını bilmemesi ve ‘‘devşirme'' müessesesinin ne demek olduğundan bile habersiz bulunmasına rağmen kolay yolu seçmiş ve kitabını geçmişi her yönüyle karalama temeli üzerine inşa etmiştir.

Ve, aldığım e-maillerde en çok sorulan sorunun cevabı:

Ali Kemal Meram'ın Hümá Hatun'un oğlu olan Fatih'in annesi zannettiği Rum veya Sırp hanım, hükümdarın annesi değil, babası İkinci Murad'ın kadınlarındandır ve yazar, padişahların babalarının bütün hanımlarından nezaketen ‘‘valide'' yahut ‘‘anne'' diye bahsetmelerindeki inceliği bile anlamamıştır.

Bu kitabı okuyacaksanız bunları bilerek okuyun ama eğer okuduysanız, içerisinde yazılanlara inanmayın!

Bu yazı 0 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    47316 µs